dağınık topuz severim
ama öyle değil, böyle.
deniz oğlum bir buçuk yaşındaydı. sıcak bir yaz günü, o zamanlar oturduğumuz eve yürüme mesafesindeki bir yüzme havuzuna götürmek için pusetine yerleştirip evden çıkmıştım.
hava sıcak olduğunda enseme tek bir saç teli değmesine dayanamam ben. saçım kısacık değilse eğer, mutlaka tepemde topuz yaparım. gerekirse ensemdeki saçları da firketeyle tuttururum ki enseme düşmesin. o sıralar saçım uzundu, topuzumu yuvarlayıp toplamış, önüme bebemi koymuş, yola çıkmıştım.
ara sokaklarda lay lay lom yürürken, yüksek ağaçların birinden bir karga sesi yükseldi. ısrarcı bir şekilde gaklıyordu. pusetinde oturmuş etrafa bakan oğluma bak işte kargalar gak der diye anlatırken ay resmen bana bir şeyler oldu. sanki göklerden bir el indi, beni topuzumdan tuttu, sağa sola çekiştirip savurup bıraktı.
ne olduğunu, göz hizamdan yukarıya doğru yükselen karga ayaklarını görünce anladım. hayvan gakladığı yerden uçup üzerime doğru pike yapmış, saçımı başımı dağıtmış, sonra yoluna devam etmişti.
olaya oradaki taksi durağında oturan şoförlerden biri de tanık olmuştu. altından geçtiğim ağaçta karganın yavrusu mu varmış, yanından geçtiğim ağacın altına yavrusu mu düşmüş, her ne olmuşsa, karga yavrusuna zarar vereceğimi düşündüğü için bana saldırmış.
bugünden bakınca o anki halime çok gülüyorum: önünde bebesiyle tıpıtıpı yürüyen bir tip, karganın biri sessizce pike yapıyor, topuzumdan tutup sağa sola sallıyor, o sırada ben ay ay ay diye bağırıyorum, hayvan beni yeterince heder ettiğini düşünüp bırakıyor ve ben saçım başım dağılmış şekilde, dehşet içinde arkasından bakakalıyorum…
bugün gülüyorum ama o gün hiç gülmemiş, çok da korkmuştum. en çok da deniz’e bir şey yapacak diye endişelenmiştim…
çok da sinirim bozulmuştu… birincisi, ben de anneyim, senin yavruna neden saldırayım, aşk olsun diye geçirmiştim içimden.
ikincisi ve daha da önemlisi, sokak ortasında saçımdan çekiştirilmek çok ağırıma gitmişti.
işte bugünlerde birisi bana “nasılsın?” diye sorduğunda, o saçım başım dağılmış, neye uğradığımı şaşırmış halim geliyor aklıma. öyleyim.
böyle olduğumu, geride bıraktığımız bayram tatilinde fark ettim.
önce, bu hissimin yaşadığımız o uzun ve yorucu günlerden olduğunu zannettim. aylar süren belirsizlik, haftalara yayılan hastane süreci beni tüketmişti; öyle olmalıydı.
sonra, memleketin halinden dolayı böyleyim zannettim. başıbozuk mektupların ikincisini gönder butonuna basarken aldığım mutlak butlan haberinden bu yana olanlar ve sonrasında olacak olanlar, gelecek kaygısının yanına bir de “şimdi” kaygısını eklemişti; herhalde bu yılgınlığım bundandı.
ama sonra fark ettim ki, bu süreç tüm bunlardan önce başlamıştı. uzun zamandır böyleyim ben: dağınık… sallantıda… dengesiz…
o kadar dengesizim ki, son bir buçuk iki ay içinde iki kere düştüm. biri, evin önündeydi. hastane sürecimiz yeni başlamıştı; hastanede geçirdiğim gecenin ardından dinlenmek üzere eve gelmiştim. dışarıdan odun alıyordum —hava hâlâ soğuktu— ne olduğunu anlayamadan ayaklarım birbirine dolandı ve ben önce dizlerimi, sonra dirseklerimi, en sonunda da dudağımı çarpmak suretiyle yere kapaklandım.

ikincisi ise, istanbul’da, metrobüse inerken merdivenlerdeydi. deniz oğlumu yeni evine yerleştirmek üzere eskişehir’e gitmek için yola çıkmıştım. metrobüs merdivenlerinden kaplumbağa gibi yuvarlanmak üzere olduğumu gören genç bir adam bana yardım etmek istedi; ona doğru dönerken, bavuluma takılıp dengemi kaybedince merdivene düştüm. neyse ki merdivenden düşmedim, olduğum yerden birkaç basamak geriye doğru düştüm. dirseğimdeki ağrı ve kalçamdaki morluk günlerce devam etti.
bu düşmeler benim sinirimi bozdu. n’oluyo yani, 50 yaşıma geliyorum diye çat çut düşecek miyim sürekli? bi’ de bayılayım istersen feriha?
gözlerim acayip hızlı ilerledi son aylarda. artık gözlüksüz araba kullanamıyorum. arabayı doğan kullanıyorsa ve ben yolcu koltuğunda oturuyorsam ve gözlük takmıyorsam midem bulanıyor. öyle bozdu gözlerim yani. feyyaz yiğit’in “lost acayip bozdu. daha da bozamaz dedik, bi’ daha bozdu” demesi gibi bozdu.
odaklanmakta çok zorlanıyorum. kitap okurken odaklanamıyorum; yazı yazarken kendimi toparlayamıyorum. bu yazıyı tamamlamam bile dört gün sürdü!
dediğim gibi, aslında uzun zamandır, çok uzun zamandır kendimde değilim, ben sanki ben değilim. sabahlarıma eşlik eden sırt ağrılarım, benliğimin bir parçası haline geldiğini çaresizce kabul ettiğim kulak çınlamam, son birkaç ayda aldığım kilolarla birlikte gebelik rekoruma ulaşmış olmam, onların uzantısı olduğunu düşündüğüm diz ağrıları… n’oluyo ya?!
n’olduğunu söyleyeyim: menopoz oluyo.
yukarıdaki yazıyı yazmamın üzerinden neredeyse 3 ay geçti. bu üç ayda önceliklendirmemiz gereken başka sağlık sorunları olunca kendime bakamamıştım. menopoz cephesinde, kemik taraması yaptırmak dışında hiçbir şey yapamamıştım.
nihayet, bayram tatilinin bitmesi, herkesin okuluna başlaması, benim de ev düzenime geri dönmemle birlikte, ihmal ettiğim doktor kontrollerime kaldığım yerden başladım.
önce tiroidim için endokrinoloğa gittim; fazla gelen tiroid ilacımı düzenledik.
sonra menopozum için jinekoloğa gittim, kan testleri, hormon replasman terapisine başladık.
ancak bu süreçler, bu iki cümleyi yazmam kadar kolay olmadı. neler olduğunu, olayların nasıl geliştiğini, nasıl hissettiğimi ve daha fazlasını başıbozuk mektuplar’da anlatacağım.
bu satırları yazdığım an itibarıyla hormon kullanmaya başlamamın dördüncü günündeyim. geriye dönüp bakınca, son yıllarda fark etmediğim birçok şeyin adını bugün koyabiliyorum.
menopoza giren birçok kadının neden bu konuda konuşma ihtiyacı hissettiğini şimdi anlıyorum.
şu kadarını söyleyebilirim: bugüne kadar uzaktan izlediğim, “başıma gelince düşünürüm” dediğim menopoz, meğer uzun zamandır kumandayı eline almış, beni oynatıyormuş da haberim yokmuş.
anlayacağınız başıbozuklar, dağılan topuzumu toplamaya başladım.
çünkü ben dağınık topuz severim ama kendim ve istediğim kadar dağıttığımda.







Benim menapoz ve evde biri kız biri erkek çocuğumun aynı zamanda yaşadığı ergenlik ile dünyanın bir ucunda dilini bilmediğim bir ülkedeki göçmenlik birleşti. Beterin beteri var bacım. Konuşalım açılalım, hallerimizi birbirimize anlatalım. Olur da bir çaresi bulunur. Bakarsın yalnızlıktan kurtulur, derdini anlayanalar birbirini bulur.
Fark edince, harekete geçince insan bir kendine geliyor. Kendimize dönmemiz, kendimize bakmamız lazım, en çok bu yaşlarımızda. Keyifle sakinlikle huzurla geçirelim menopoz süreçlerimizi, amin 🙏🏻 16 haziranı kaydettim, bu defa katılacağım bence 💕