başıbozuklar

başıbozuklar

Okudukça

istediğim gibi...

okudukça #3

elif doğan's avatar
elif doğan
Sep 13, 2025
∙ Paid
başlamadan:
» bu yazı, başıbozuklar destekçileri için hazırladığım özel bir içerik. bu ve diğer ücretli içeriklerin tamamına erişmek, aynı zamanda bu platformun bağımsız ve sürdürülebilir olmasına katkıda bulunmak isterseniz siz de destekçi olabilirsiniz.
» başıbozuklar kitap kulübü’nün eylül buluşması 30 eylül pazartesi akşamı saat 21:00’de gerçekleşecek. klinik psikolog ve sağlık koçu cemre soysal ile johann hari’nin çalınan dikkat kitabını konuşacağımız canlı yayın tüm başıbozuklar destekçilerine açık olacak.

destekçi ol

“okuma vakti her zaman çalınmış vakittir. (tıpkı yazma vakti
veya sevme vakti gibi.)
neyden çalınmış?
yaşama görevinden çalınmış mesela.
şüphesiz onun içindir ki metro...dünyanın en büyük kütüphanesi oluvermiştir.
mesele okumaya vaktim olup olmadığı değil (kaldı ki bu vakti bana kimse vermez), bir okur olma zevkini kendime tanıyıp tanımamamdır.”

daniel pennac — roman gibi

annem bana bir çok şey öğretti ve bunların çoğu doğruydu. ama başka şeyler de öğretti ve bunların arasında “kitabı okurken altını çizmemek” ve “kitabı yarıda bırakmamak” vardı, ki bunlar yanlıştı. bunların yanlış olduğunu anlamam için aradan yıllar geçmesi, sevmediğim bir sürü kitabı zorla bitirmem, belki de bu yüzden sevdiğim kitapları okuyamamam gerekti.

ne zaman ki —yukarıdaki alıntıyı da yaptığım—daniel pennac’ın roman gibi kitabını okudum, o zaman kitapları istediğim gibi okuma ve okumama hakkım olduğuna ikna oldum. kitabının sonunda listelediği “kitap okurunun hakları” listesinde kitabın altını çizmekle ilgili bir şey söylemiyordu pennac, ama “okumama hakkı”, “sayfa atlama hakkı” ve “bir kitabı bitirmeme hakkı” gibi, eğitim sistemimizin —ve ebeveynlerimizin— görmediği bence çok önemli şeylerden sıralıyordu.

o gün bugündür, canımın istediği kitabı, canımın istediği şekilde ve canımın istediği kadar okuyorum. ister yarım bırakıyorum, ister dönüp dolaşıp tekrar okuyorum. size de aynısını tavsiye ederim, çok özgürleştirici bir his!

okudukça bülteninin ağustos sayısını geçtiğimiz aya sığdıramadığımı, telafisini yapacağımı söylemiştim hani… dolayısıyla bu bülteni iki aya bedel olarak hazırlamak istedim, ama sonra, günümüz insanın zamanının ve dikkatinin sınırlarını hatırlayınca, bir buçuk katında tutmaya karar verdim.

bundan sonra her bültenin başında, okuma kolaylığı açısından, o bültenin içeriğini kısaca özetleyeceğim. bu bülteni çok severek yazıyor ve okunmasını önemsiyorum; dolayısıyla okuma kolaylığını arttıracak önerileriniz varsa, yazının sonunda benimle paylaşırsanız çok sevinirim.

okudukça’nın eylül sayısında bulacaklarınız:
* çok etkilendiğim, şahane bir roman
* nihayet okuduğum bir devrimci yazar
* araya sıkıştırdığım bir ‘eh’ roman
* yarıda bıraktığım bir kitap
* yeni ‘masaüstü’ kitabım
* 'eğer bütün çocuklar okusaydı, dünyada savaşlar olmazdı' diye düşündürten bir çocuk kitabı
* taze çıkanlar

hazırsanız, başlayalım:

» çok etkilendim: esme lennox nasıl yok oldu - maggie o’farrell

“benim adım hep esme’ydi,” diye devam ediyor euphemia aynı ses yonuyla. “ne yazık ki onlar yalnızca resmi adımı, kayıt ve belgelerdeki ismim euphemia’yı biliyor. euphemia esme. ama ben hep esme’ydim. ablam,” diyor iris’e yan yan bakarak, “‘euphemia hapşırır gibi söylenen bir isim,’ derdi.”

User's avatar

Continue reading this post for free, courtesy of elif doğan.

Or purchase a paid subscription.
© 2026 Elif Doğan · Privacy ∙ Terms ∙ Collection notice
Start your SubstackGet the app
Substack is the home for great culture