Düşün bir...
Dalgaların sesi ve zihin gezinmesi üzerine...
Johann Hari, Çalınan Dikkat kitabında, eskiden ne zaman yürüyüşe çıksa ya podcast dinlediğini ya da telefonda konuştuğunu; bir kafede ya da dükkanda otururken ya telefonuna baktığını ya da kitap okuduğunu, bunu yapmayan insanları garipsediğini anlatıyor ve şöyle diyor:
Uzun tren veya otobüs yolculuklarında altı saat boyunca hiçbir şey yapmadan pencereden bakan birini görünce kafamı uzatıp şöyle diyesim geliyordu: “Kusura bakmayın, rahatsız ediyorum. Üstüme vazife değil ama sormak istedim - ömrünüzün sınırlı olduğunun, ölüme doğru geri sayan saatin sürekli işlediğinin, hiçbir şey yapmadan geçirdiğiniz şu altı saatin hiç geri gelmeyeceğinin farkındasınız, değil mi? Ölünce de sonsuza dek ölmüş olacağınızı biliyorsunuz, değil mi?
Bu, benim.
Dışarı çıkarken, nereye gidersem gideyim, yanımda mutlaka ya okuyacak ya da yapacak bir şey olur benim; çoğu zaman ikisi birlikte olur. Çantamda her zaman kitap ya da Kindle vardır mesela, çünkü ne zaman nerede ne kadar beklemem gerekeceği hiç belli olmaz. Kulaklığımı alırım çünkü hiçbir şey okuyamasam bile dinleyebilirim. Aklıma gelenleri not almak istersem diye defterim vardır, kalem kutum da çantamdadır. Gittiğim yerde tanıdık birilerine rastlarsam diye nakışım da yanımdadır, çünkü bir yandan sohbet ederken bir yandan kitap okuyamam ama nakış yapabilirim.
…
Bu sabah çocukları okula bırakıp eve dönerken denizin çarrrrşaf gibi olduğunu gördüm ve evde beni bekleyen bir sürü iş yokmuşçasına kendimi deniz kenarına attım.
Tabii öyle birden kendimi atınca hazırlıksız yakalandım, kulaklığımı almamışım yanıma. Önce bayağı bir hayıflandım, nasıl yürüyecektim şimdi, sonra yürümek için gereken her şeyin (ayaklarım ve yürüyebileceğim bir alan) yanımda olduğunu fark ettim ve dalga seslerinin eşliğinde adımlarımı atmaya başladım.
Johann Hari kitabında dikkatimizin çalınmasının sebeplerinden biri olarak “zihin gezinmesinin aksaması”ndan bahsediyor. Zihin gezinmesini “düşüncelerimizin, herhangi bir odak noktası olmadan serbestçe gezinmesi” olarak tanımlıyor Hari. Üç hayati şey oluyormuş bu zihin gezinmesi sırasında: (1) Dünyayı yavaş yavaş anlamaya başlıyormuşuz, (2) Zihnimizde, sorunlarımıza çözümler üreten bağlantılar kurmaya başlıyormuşsuz ve (3) Zihnimiz bir zaman yolculuğuna çıkıyormuş ve gözümüzün önünde duranı düşünme baskısından kurtularak ileriyi düşünmeye başlıyor, ilerisi için hazırlık yapıyormuşuz.
Bu sabahki yürüyüşüm sırasında yaşadığım zihin gezinmesi bu kadar sofistike miydi bilmiyorum ama üç şey geldi benim de aklıma:
(1) Eylül ayının kendine yapılan bütün güzellemeleri hak ettiği; ancak bu sırada Ekim ayına haksızlık yapılıyor olabileceği; çünkü bazı Ekim denizlerinin Eylül denizinden hiç de geri kalmadığı…
(2) kulaklığımı iyi ki unuttuğum, bu sayede dalgaların sesini ve ayaklarımın kumun üzerindeki hışırtısını duyabildiğim…
ve (3) dalgaların sesinden, kumun hışırtısından, denizin berraklığından, güneşin sıcaklığından ayrı ayrı ama aynı zamanda hep birlikte mest olduğum, ve bu mest olma hissinin tarifini, son zamanlarda bir kitapta okuduğum…
Eve gelince, o tarifi buldum.
Şöyleydi:
Senin yokken var hale gelmiş olman, halen var olman, insan haline gelebilmiş olman; görebiliyor olman, düşün bir, görebiliyor, duyabiliyor, koku, tat alabiliyor, hissedebiliyor olman; güneşin senin için parlıyor olması - senin rızan için; o yorulunca, ayın parlamaya başlaması ve ardı sıra yıldızların yanması. … Bütün bunlar sevinç duyulacak şey değilse, o vakit sevinç duyulacak hiçbir şey yok demektir.
Danimarkalı düşünür Kierkegaard’dan aktaran Svend Brinkmann1
Svend Brinkmann, Olan Biteni Kaçırma Keyfi - Aşırılık Çağında Kendine Hakim Olmak, İletişim Yayınları, İstanbul: 2023, s. 61. Olan Biteni Kaçırma Keyfi’ni önümüzdeki aylarda Başıbozuklar Kitap Kulübü’nde okuyacağız. Ama önce, Öfke Dansı. 23 Ekim’de, saat 21:00’de. Kayıtlar burada devam ediyor.






Ben o trenden saatlerce hiçbir şey yapmadan (hiçbir şey yapmıyormuş gibi görünen aslında) o kişiyim. Hayal kurarım, o izlediğim manzaradan bir kuş, bir pencere, bir uçuşan perde beni alır götürür uzaklara, geçmişime. Bazen geçmişimle çözümlemeler yaparım, bazen geleceğimle ilgili hayaller kurarım. Yalnızken -eğer yalnızlık benim seçimimse- asla sıkılmam. İnsanın bazen kitap/müzik/el işi vs. olmadan da zihnini dinlemesi, dinlendirmesi gerekir <3
Ben de mesela hep o “bir şey yapmayanlara” özenirim. Kendi iç sesinden korkmamaktır o sanki, sustuğunda duyacağın iç gürültünden kaçmamak. Ve andan zevk alanlarmış gibi gelir onlar. Dinlenmeye izin verenler… Ben de hep “bir şey yapmak” telaşında. Faydalı bir şey, verimli bir şey, yetişmesi gereken bir şey… 4 sene okuduğum okulun bahçesindeki meyve ağaçlarını, diploma almaya gittiğimde fark etmiştim ben! Bakın yaa, dışarı bakın…