eylül'ün ardından...
geçen ay neler oldu?
“kusursuzu unutarak başla. kusursuz için zamanımız yoktur. her halükârda, kusursuz erişilebilir değildir: bir mittir bu, bir tuzak, seni ölüme götürecek bir hamster tekeri. rebecca solnit bunu şöyle ifade eder:
birçoğumuz kusursuzluğa inanırız, ancak bu, geri kalan her şeyi mahveder; çünkü kusursuzluk sadece iyi’nin düşmanı değil, gerçekliğin, mümkün olanın ve eğlenceli olanın da düşmanıdır.”
- elizabeh gilbert, büyük sihir
eylül benim için eski dosyaların kapanıp yenilerinin açıldığı bir ay oldu. bir yandan yıllardır kenarda beklettiğim meseleleri kapatmaya çalışırken, bir yandan da yepyeni başlangıçların arifesinde koşturup durdum. telaşlar, yolculuklar, sorumluluklar arasında savrulurken kendime her zamanki gibi yazarak nefes alanı açmaya çabaladım.
2025 yılının onuncu ayına başlarken, başıbozuklar’da eylül’de neler olduğuna bir bakalım…
ev ödevi: ek süre
başıbozuklar kitap kulübü’nün eylül ayının son günü gerçekleşecek olan buluşması 7 ekim salı gününe ertelendi. haftaya salı saat 21:00’de, klinik psikolog ve sağlık koçu cemre soysal’la johann hari’nin çalınan dikkat kitabı üzerine yapacağımız substack canlı yayın tüm başıbozuklar destekçilerine açık.
» eylül’de neler yazdım?
eylül ayına, bir önceki ayı özetleyerek başlamıştım…
eylül insanı böyle yapıyor gerçekten… isminin derinliğinden midir yoksa limonata tadındaki serinliğinden mi bilinmez, en duygusuz denilebilecek insandan bile şair çıkarır bu eylül…
» yazının tamamı
a milli kadın voleybol takımı’nın dünya ikinciliğini kutlamaya niyetlenmiştim ki “filenin sultanları” terimine takıldım. kadınları küçümseyen isimlere, onların gücünü silikleştiren söylemlere ifrit oluyorum.
ataerkil düzenin yanlışlarını ortaya döken feministlere karşı bu çıkışları yapan insanların hepsi erkek değil, aralarında kadınlar da var elbette… ama kadın ya da erkek olmasından bağımsız olarak, bu tespitlerden rahatsız olan herkes, bilerek ya da bilmeyerek erkek egemen zihniyetin sürmesine katkıda bulunuyor. aksini, yani kadınların görünür ve güçlü olmasını, kendilerine ya da içinde yaşadıkları düzene yönelik bir tehdit olarak algılıyor bu insanlar. feministler “sorun çıkaran, huysuz kadınlar” onlara göre; “kafayı armudun sapına, üzümün çöpüne takmışlar”; halbuki “bir sevişseler herkes rahat edecek”! peh!
» yazının tamamı
on yedi yıldır açık tuttuğum bir dosyayı 2025 eylülünde kapattım sonunda… deniz oğlumun eğitim hayatında yaşadıklarını toparladığım, başkalarına fikir vermesi ama en çok da o “bir zamanların deneyimsiz ama gururlu annesi”ni iyileştirmesi umuduyla yazdım.
geriye dönüp bakınca, deniz oğlumun başına gelen tüm talihsizliklerin, karşısına çıkan tüm insanların, iyisiyle kötüsüyle önüne çıkan tüm fırsatların onu yürüyeceği yola nasıl hazırladığını şimdi anlıyorum. eğer bodrum’daki resim öğretmeni onu güzel sanatlar kursuna yönlendirmeseydi, sömestr tatilinde okulları gezmeseydik, izmir’deki kurstan haberdar olmasaydık, onlar bizi istanbul’daki kursa yönlendirmeseydi, orada babaannesiyle dedesinin yanında kalmasaydı… belki de bambaşka bir sonuç olacaktı. daha iyi ya da daha kötü değil belki, ama başka bir sonuç.
» yazının tamamı
bir yandan yıllardır açık duran bir dosyayı kapatırken, bir yandan da küçük bir direnişin izini sürdüm eylül’de: yazılarımda büyük harf kullanmamayı seçmem, yıllarca içselleştirdiğim kurallara, dikte edilen alışkanlıklara ve toplumsal beklentilere karşı önce tereddütlü, sonra doğal bir duruş olarak ortaya çıktı. birçok kadının kendi yollarını çizme cesaretinden aldığım ilhamla giriştiğim bir küçük eylem:
tam olarak ne yapmak istediğimin adını koyamasam da, sınırların, dikte edilen kuralların dışına çıkma ve bunu belli etme isteği vardı içimde… bazı “özel” isimlerin, sırf birileri “özel” olduğunu söylediği ya da “kural öyle olduğu için” büyük harfle yazılması gerektiğine dair bir direnç aynı zamanda…
» yazının tamamı
aksayan programlar, yolculuklar, hastalıklar, çocukların yeni başlangıçları ve yetişmeye çalıştığım teslimler arasında savrulurken, yazılarımı okuyan, paylaşan, yorumlarıyla çoğaltan herkesin, özellikle de başıbozuklar destekçilerinin varlığı bana bu yolu sürdürme cesareti veriyor. bir minik açıklama/duyuru/teşekkür yazısı yazdım:
verdiğim sözü —haklı gerekçelerim de olsa— tutamamak beni huzursuz ediyor. serbest çalışan bir yazı işçisi olmanın hakkını vermeye çalışırken, programımı aksattığım zamanlarda bunu gerekçelendirmek konusunda kendimi sorumlu hissediyorum.
» yazının tamamı
feminist dağarcık:
her ay feminist bir kavramı didiklediğim bu bölümde bu kez “kadının beyanı esastır” ilkesine döndüm. sözde basit görünen bu ifade, aslında tarih boyunca eşitsiz bir dünyada kadınların sesini duyurabilmesi için kazanılmış bir güvence. erkeklerin ayrıcalıklı olduğu düzeni düşündüğümüzde, bu ilkenin hâlâ yanlış anlaşıldığını, hâlâ tartışıldığını görmek düşündürücü.
“kadının beyanı esastır” ilkesi, altı boş bir slogan değil; türkiye’deki yargı kararlarına, istanbul sözleşmesi’ne ve 6284 sayılı yasaya dayanan bir hukuk prensibi. erkeklerin kadınlara kıyasla daha ayrıcalıklı olduğu bir düzende, en azından şiddet söz konusu olduğunda kadınların sesinin duyulabilmesini sağlamak için tanınmış bir güvence.
» yazının tamamı
🔒 okudukça
(ücretli içerik)
başıbozuklar destekçileri için hazırladığım bu bültenin üçüncü bölümünde, feminist bakış açısıyla yazılmış ve kadın dayanışması, ırk ve toplumsal cinsiyet ayrımcılığı gibi konuları ele alan kitaplardan bahsettim. hem çok etkilendiğim romanlar, hem nihayet okuduğum devrimci yazarlar, hem de yarıda bıraktığım kitaplar, hem de taze çıkanlar yer aldı bu sayıda…
o gün bugündür, canımın istediği kitabı, canımın istediği şekilde ve canımın istediği kadar okuyorum. ister yarım bırakıyorum, ister dönüp dolaşıp tekrar okuyorum. size de aynısını tavsiye ederim, çok özgürleştirici bir his!
» yazının tamamı
kapatırken…
yazdıklarım size iyi geliyorsa ve bu alanı değerli buluyorsanız siz de başıbozuklar destekçisi olabilirsiniz. yazıların, fikirlerin ve paylaşımların bir araya geldiği bu yolu, onların katkıları sayesinde yürümeye devam edebiliyorum.
başıbozuklar destekçileri, aynı zamanda öğrenci ve/ya bekâr anneler için askıda üyelik bırakıyorlar. bu kontenjandan faydalanmak isterseniz benimle iletişime geçebilirsiniz.
ekim serinliğiyle gelen dinginliğin, fırtınalı gündemlerin içinde nefes alabileceğimiz bir alan açması umuduyla,
















