ne demek 'ekim bitti'?
neler oldu, neler olacak...
“bendeki her şey de sandığım kadar bireysel değil, birçoklarını başkalarıyla paylaşıyorum, müşterek insanlık halimizdir bu. tam da sadece benim bildiğimi zannettiğim tecrübeler söz konusu olduğunda, bunlar hakkında başkalarıyla alışverişe girmek iyi bir fikirdir.”
- wilhelm schmid, kendiyle dost olmak
ekim ayı, kendisinden beklediğim dinginliği büyük oranda verdi, hakkını yiyemem. derya oğlumun okulundaki 29 ekim provalarındaki asistanlığımı saymazsak, çoğunlukla masama oturduğum (evet, bir süredir #kendineaitbirmasa’m var!), yazıya döndüğüm, yürüyüşlere başladığım bir ay oldu ekim — kendisine müteşekkirim.
her ay sonunda okurlarıma gönderdiğim bu aylık özetlerde iki yeniliğe başladım bu ay: birincisi, sadece geçtiğimiz ay ne yazdığıma değil, ondan önceki senelerdeki aynı aylarda yazdıklarıma da (bir kısmına) yer veriyorum artık. aramıza yeni katılanlara tadımlık, başından beri burada olanlara hatırlatmalık niyetine…
ikincisi, geçtiğimiz ayı özetleyen bu yazının sonunda, önümüzdeki ay planladığım içeriklerime dair bir öngösterime yer vermeye başladım. her ne kadar gündeme göre değişebilecek olsa da, böyle bir planlama bana rehber olurken, okurlarımın yorumlarıyla da gelişmeye açık olacak…
ev ödevi: bir kadın, annie ernaux
“annem hakkında yazıyorum çünkü onu dünyaya getirme sırası sanırım bende.”
— annie ernaux, bir kadın
başıbozuklar kitap kulübü’nün kasım ayı buluşması annie ernaux’nun bir kadın kitabı etrafında gerçekleşecek. kendi küçük etkisi büyük bu kitabı, 27 kasım perşembe günü saat 12:00’de yazar ceren ceran’la birlikte konuşacağız. substack üzerinden gerçekleştireceğimiz canlı yayın tüm başıbozuklar destekçilerine açık olacak; canlı yayını kaçıranlar daha sonra da izleyebilecek..
» önceki ekimlerde ne yazmışım:
Keyif mi çatıyormuşum?… Evet, keyif çatıyorum, var mı? Sana kim, ne dedi bilmiyorum iç ses ama keyif çatmak temel bir insan hakkıdır ve ben keyif çatıyorum, iyi bildin! Prensesim lan ben! Cindrella’yım tamam mı? Birazdan Külkedisi olabilecek olabilirim ama bugün, bu an, burada Cindrella’yım!”
yazının tamamı
Zaten evimizi müfettiş edasıyla gezecek misafir de bir zahmet gelmesin. Kendi adıma, uzun zamandır -belki de hiç- böyle bir misafir ağırlamadım; inşallah da ağırlamak zorunda kalmam. Kendi evimde kendim için sağlayamadığım düzeni bu evde yaşamayan bir başkası için sağlamayı reddediyorum.
yazının tamamı
» geçtiğimiz ekim’de neler yazdım?
ekim ayına, yine bir önceki ayı özetleyerek başladım ve her yeni aya böyle başlamayı çok sevdiğime karar verdim
eylül benim için eski dosyaların kapanıp yenilerinin açıldığı bir ay oldu. bir yandan yıllardır kenarda beklettiğim meseleleri kapatmaya çalışırken, bir yandan da yepyeni başlangıçların arifesinde koşturup durdum. telaşlar, yolculuklar, sorumluluklar arasında savrulurken kendime her zamanki gibi yazarak nefes alanı açmaya çabaladım.
» yazının tamamı
geçtiğimiz ayın kitabı olan çalınan dikkat’i okurken, elime ilk kez bir kitap aldığım, ilk kez bir bilgisayar oyunu oynadığım, dışarıda geçirilen saatlerin en kıymetli olduğu günler düştü aklıma... eskiden kitaplar, bugünse ekranlar tarafından biçimlendirildiğimiz bir dünyada, hatırlamak bile başı başına bir direniş belki de…
her ne idiyse, hangisi idiyse, hayatıma dokunan birçok kitap oldu ömrümde… hani maya angelou’nun bir sözü var ya:
“insanlar ne söylediğinizi unutur, ne yaptığınızı unutur ama onları nasıl hissettirdiğinizi asla unutmaz”
diye…
onu kitaplara şöyle uyarlayabiliriz bence:
“insanlar kitapların onlara ne söylediğini unutur, ne anlattığını unutur ama onları nasıl hissettirdiğini asla unutmaz.”
» yazının tamamı
sıcakların, sınavların, teslimlerin ve minik uyanışların iç içe geçtiği ayların ardından geride kalan yaz için yazdım…
sonra aylar geçecek, tohumlar filizlenecek, ağaçlar yeşerecek ve biz içimizde bir uyanış, bir kıpırdanma hissedeceğiz. kısa güneş kırıntıları yerlerini giderek uzayan güneşlenmelere bırakacak ve bu sefer de kırlangıçların gelişini bekleyeceğiz.
yatçaz kalkçaz, yatçaz kalkçaz, bi’ sürü yatçaz kalkçaz—
yaz gelicek.
» yazının tamamı
kadınların “becerikli” oldukları için değil, mecbur kaldıkları için birçok şeyin altından kalktıklarını anlattığım bu yazıda, erkeklerin “doğası gereği” ev işinden anlamadıkları yalanını sorguladım. çünkü mesele beceri değil, öğrenilmiş roller — ve bunun aksi yönündeki masallara artık karnımız tok.
eğer bir kadın makarna suyunun kaynamasını beklerken evi topluyorsa, ama adam sadece suyun başında durup kaynamasını bekliyorsa, bu, o kadın daha ‘becerikli’, “on parmağında on marifet”, kadınlar “aynı anda bir sürü işi yapabilen yaratıklar” olduğu için değil. erkekler üzerlerine düşeni yapmadıklarından, kadınlar onlardan kalan açığı kapatmaya çalıştığı için böyle.
» yazının tamamı
ekim ayında dört yerine beş cuma olduğunu fark edince bir gün fazladan kazanmış gibi hissettim. insanlık için küçük ama kendim için önemli adımlar attığımı anlattım: antidepresanı bıraktım, telefonumdaki gereksiz numaraları, hatta twitter’ı sildim. eskişehir’e, deniz oğluma koli gönderirken, annemi ve babaannemi düşündüm.
boşluklara armutları sıkıştırırken babaannem geldi aklıma; hani bavulunun boşluklarına domates, patlıcan falan sıkıştırırdı istanbul’a gelirken de halamı deli ederdi uçakta olay çıktığı için…
küçücük eylemler insanı nasıl da geriye döndürebiliyor…
» yazının tamamı
yazmaktan sebep:
her ay bir substack yazarını konuk ettiğim yazmaktan sebep köşesinin ekim ayındaki konuğu, “yakın ilişkiler ve eşitlik” temalı içeriklerle gözümüzü, gönlümüzü şenlendiren, ufkumuzu açan dantel ilişkiler’in yazarı tuğba gökduman idi.
“Aşkın, ilişkilerin ve duyguların da politik olduğunu unutuyoruz bazen. Oysa hayatın her alanı gibi bunlar da politik, ekonomik ve sosyal gerçekliklerle iç içe örülen şeyler.
» yazının tamamı
ben tuğba’ya bu daveti göndermeye hazırlanırken, o da beni podcast’ine davet edecekmiş meğer! “feminizm/feminist” ve “evlilik” kelimelerinin yan yana gelmesinin yol açtığı algıyı konuştuğumuz söyleşimizi aşağıdan okuyabilir ya da dantel ilişkiler’in podcast’inden dinleyebilirsiniz:
feminist dağarcık:
her ay bir feminist kavramı didiklediğim bu köşede bu ay günlük hayatta ve sosyal medyada sıklıkla karşımıza çıkan bir davranış biçimi vardı: mağdur suçlayıcılık. aristoteles’ten bugüne uzanan ataerkil zihniyet, kadınlara hem yaşadıkları haksızlıkların hem de çözülmemiş toplumsal sorunların yükünü taşımayı pek güzel öğretmiş; biz de çoğu zaman farkında olmadan birbirimizi bu bakışla yargılıyoruz. oysa yapmamız gereken, mağduru değil, failin davranışını ve bu davranışları mümkün kılan sistemi sorgulamak.
“buradan hemcinslerime sesleniyorum — ses çıkarsınlar.”
iyi niyetle söylenen bu sözler, kadına yönelik erkek şiddeti konuşulurken çok sık çıkıyor karşımıza. bu tutum, her ne kadar mağduru doğrudan işaret etmese de, failin yerine mağduru sorumlu tutan bakış açısını farkında olmadan yeniden üretiyor. çünkü “ben güçlü bir kadınım, bana kimse taciz edemedi” derken mağduriyeti bir tür eksiklik gibi konumluyor, mağdur olmamayı ise kişisel bir yeterlilik ya da dayanıklılıkla ilişkilendiriyor.
» yazının tamamı
🔒 başıbozuklar kitap kulübü: çalınan dikkat
(ücretli içerik)
başıbozuklar kitap kulübü’nün ekim buluşmasında klinik psikolog ve sağlık koçu cemre soysal ile johann hari’nin çalınan dikkat kitabından yola çıkarak sohbet ettik.
başıbozuklar kitap kulübü: ekim
başıbozuklar kitap kulübü, zihinsel yük, bakım emeği, annelik, öfke, yetersizlik gibi çoğu zaman görünmez kılınan deneyimleri birlikte anlamlandırdığımız bir topluluk. başıbozuklar kitap kulübü buluşmalarına ve destekçilere özel tüm içeriklere erişmek ve feminist bir platforma katkıda bulunmak isterseniz siz de destekçi olabilirsiniz.
🔒 okudukça
(ücretli içerik)
başıbozuklar destekçileri için hazırladığım bu aylık bültenin dördüncü bölümünde, içimdeki ağırlıklardan, ülkenin karanlık gündeminden ve bütün bunların arasında kitaplara sığındığımdan bahsettim. okumak bazen de akıl sağlığını korumanın bir yolu oluyor çünkü.
içimden “alın bu bilgiyle n’aparsanız yapın” demek geliyor ama yapabileceğimiz pek bir şey yok. kimseye zorla kitap okutamıyorsunuz; bunu kendimden biliyorum. küçükken annemle babam yeterince okumadığımdan şikâyet ederlerdi. özellikle babam iyice dertlenirdi; bir yaz tatilinde bana her gün gazete okumam için rüşvet teklif etmişti: sayfa başına 1000 lira… kaç yılıydı hatırlamıyorum ama fena para olmadığını hatırlıyorum. bir de işe yaramadığını…
» yazının tamamı
🔒 biriktirdiklerim
(ücretli içerik)
gündemin ağırlığıyla hayatın küçük sevinçleri arasında gidip gelen bir dönemi, okuduklarımdan, izlediklerimden ve yaşadıklarımdan süzerek kayda geçirdim.
jane goodall’u bundan yaklaşık 25 sene önce, washington dc’de izlemiştim. nationall mall’da düzenlenen bir etkinlikte konuşmacıydı. o zamanlar birlikte çalıştığım arkadaşım lisa, “jane goodall’ın konuşması var, gelmek ister misin?” demişti, ben “jane goodall da kim?” dediğimde beni bayağı bir eziklemişti 😀 yine de lisa’nın peşine takılıp gitmiştim konuşmasına ve bayılmıştım kadına…
» yazının tamamı
kapatırken…
kasım ayı için planladıklarımdan bir demet:
başıbozuklar’da sadece benim değil, başka seslerin de yer almasına imkân verecek bazı yenilikleri duyuracağım.
kadınların feminizmden uzak durma sebeplerini masaya yatıracağım.
feminist dağarcık’ta “medikal mizojini” — yani tıp alanında kök salmış kadın düşmanlığı— kavramını inceleyeceğim.
yazmaktan sebep köşesinde yazılarıyla iyi gelen bir substack yazarını konuk edeceğim.
başıbozuklar destekçileri için özel olarak hazırladığım okudukça ve biriktirdiklerim bültenlerine devam edecek, başıbozuklar kitap kulübü’nde ceren ceran ile annie ernaux’nun bir kadın kitabı üzerinden sohbet edeceğim.
…
siz de fikir, yorum ve önerilerinizi yorum olarak paylaşırsanız çok mutlu olurum.
bu yolu, başıbozuklar destekçilerinin katkıları sayesinde yürümeye devam edebiliyorum. yazılarımı düzenli olarak okuyor ve bu alanı değerli buluyorsanız siz de destekçi olabilirsiniz.
mevsimin yüzünü kışa dönmeye başladığı bu kasım ayında içimizi ısıtacak dayanışmalara tutunabilmek umuduyla,






















